Herkese selam, ben Burak. Bu güncel için Bugi’yi bir kenara bırakıyorum çünkü anlatacaklarım -her ne kadar bir başkasının hikayesi olsa da benim için arkasına o kadar da saklanmadığım mahlasımın arkasına saklanmak istemeyeceğim kadar kişisel. Bugün size bir arkadaşımın hikayesini anlatacağım; kendisi olarak yaşamasına izin verilmediği için kendisi olarak ölmeyi seçmiş R.’nin hikayesini. Öncelikle onunla beraber dinlemeyi sevdiğimiz birkaç şarkıdan oluşan bir çalma listesinin linkini atayım; çünkü müziksiz olmaz, olmamalı… (LİNK)

Kendisine çok yabancı bir dünyaya doğmuştu R. Tutucu bir ailenin özgürlüğüne düşkün oğluydu. Hiçbir zaman babasının düşünmesini istediklerini düşünmedi, annesinin inanmasını istediklerine inanmadı. Kendi doğrularını buldu, kendi inancını ve inançsızlığını kendisi inşa etti. Sığamıyordu bir türlü yaşadığı şehre, ilçeye… Sanki her şey onun için doğru bir görünüşün üzerine yerleştirilmiş yanlış temaydı. Denizi severdi örneğin, ama kıyısında büyüdüğü denizi değil. Okumayı da severdi, ama okuması istenilen kitapları değil. İnancı vardı, ama inanması istenilen kavramlara değil… Üstüne bir de anime izliyor, manga okuyor, ülkemizde metal müzikten sonra Satanizm ile en çok ilişkilendirilen kavram olan masaüstü rol yapma oyunları ile (kısaca FRP) ilgileniyordu. Ailesi için gerçek bir yüz karasıydı, yaşadığı coğrafya içinse bir kara koyun. Okuduğu liseyi bana hep “kendi küçük, kişisel cehennemi” olarak anlatırdı. Can atıyordu oradan kurtulmak için.

Ki kurtuldu da; kendisi olabileceği, kendisi gibi anime izleyen, manga okuyan, FRP oynayan insanlar bulabileceği İzmir’e gelmişti sonunda. R. ile biz de burada tanıştık işte. İlk senemiz biraz uzak ve belli olmasa da sürtüşmeliydi ama bu ilk kez tam olarak “arkadaş” gibi geçirdiğimiz ilk senede birbirimizin aslında ne kadar çok ortak yönü olduğunu anlayacak, hatta aramızdaki sözde husumetin aslında birbirimize benzerliğimizden çıktığını fark edecek, ve buna çok gülecektik…

İyi bir çocuktu R., bana en çok benzettiğim özelliği de kendisinden daha kötü durumda olan herkese karşı otomatik geliştirdiği koruma içgüdüsüydü… Zor zanaatti bu; başkasının acısını paylaşmaya gönüllü oluyordunuz ve acının gerçek sahibi olan insan tüm samimiyetiyle sizinle acısını paylaşıyordu. Ama ortada paylaşacak acı kalmayınca ya? Size sindirmeniz için daha çok acı bırakıp gidiyorlardı o insanlar. Travma kumkuması olmak işten bile değil yani… Düşünüyorum da, R. biraz da bunun kurbanı oldu sonunda. Kullandılar R.’yi; önce ona sinsice yaklaşıp en yakın arkadaşı olan, daha sonra aynı eve çıktıklarında sırf “hoşuna gidiyor” diye R.’ye yapmadığını braıkmayan ev arkadaşı; sonra R.’yi aptalca bir aşk oyunun içine sürükleyip onun duygularıyla bir hiçmiş gibi oynayan eski kız arkadaşı. Tencere yuvarlanıp kapağını bulmuş olacak ki R.’nin zaten kırılmak üzere olan ruhuna son darbeyi indiren de bu ikisinin başladığı ilişki oldu… Biraz ruhsuz biri olsa bunların hiçbiri koymayacaktı belki ama değildi işte; görüp görebileceğiniz en nazik ruhlardan biriydi onunki…

Arkadaşları olarak çok uğraştık unutması için; yeri geldi beraber rakı sofrası kurabileceği arkadaşlarım onu sarhoş edip geçmişini rakıda boğdurmaya uğraştı, yeri geldi ben ve o beraber Fruko gazoz içip çiğdem çitleyerek önce bize yapılanlara, sonra da içimizdeki bu “şövalyelik güdüsüne” sövdük… Ama ne yaparsak yapalım o çatlakları tamir edemedik R.’nin ruhunda.

Öte yandan ailesi vardı tabii. Bir şeylerden şüpheleniyorlardı, korkuyorlardı. Oğullarının inançsız olma ihtimali -ki gerçekti, onların gözüne uyku sokmuyordu. Bu beş vakit namaz kılan, Karadenizli, muhafazakar, geleneklere bağlı bir aile için kabul edilemez bir şeydi! Bir şekilde oğullarını hizaya getirmeliydiler. Kızdılar, dövdüler, ölümle tehdit ettiler… yapmadıkları fiziksel, duygusal, ruhsal istismar kalmadı R.’ye. Yaptıkları işe yaramadıkça, veya ters teptikçe her şeyin şiddeti iyice arttı; çünkü oğullarını gerekirse yanlış suçlamalarla ruh ve sinir hastalıkları hastanesine kapatmak pahasına da olsa tekrar yola getirmeliydiler! Gün sayardı R. tatil bitsin diye. “Gitme oğlum,” derdik, “bir bahane bul ve gitme.” Ama gitmek zorundaydı; çünkü koruması gereken iki tane küçük kardeşi vardı. Lanet olsun içimizdeki “şövalyelik” güdüsüne…

Halbuki oturup konuşsalar dinlemeyecek çocuk değildi R. Kendini bir “Müslüman” olarak tanımlayan benle teoloji tartışırdı mesela. Hatta bir keresinde bana “Beni suçlamayan, cehennemle tehdit etmeyen, yalnızca düşüncelerimi dinleyip bana antitez üretmeye çalışan tek Müslüman sensin hacı, keşke çevremdeki tüm müslümanlar senin gibi olsa…” demişti. Hayatımda aldığım en güzel takdirdir bu, galiba hep de öyle olacak…

Onun ebeveynlerinden kurtulup kardeşlerini de yanına alabildiği hayaller kurardık beraber, ve bu hayalleri nasıl gerçek yapabiliriz diye düşünürdük. Önce şu diplomayı alması gerekiyodu, gerisi zaten kolaydı; genç bir çevirmen adayı olarak daha öğrenciyken kendine kemik bir müşteri ağı kurmuştu. Elindeki bu referansları kullanıp Türkiye’deki herhangi bir prestijli çeviri bürosunda iş bulabilir, yeterli ekonomik kaynağı toplayınca da serbest çevirmenliğe geçebilir, hatta kendi bürosunu açabilirdi. Ama önce o diplomayı alması gerekiyordu işte. Tek bir dersi kalmıştı, ve o ders kaldı… 59’da kaldı. 60 alsa geçecekti, ama 59’dan ötesini göremedi. Kaç kere kapısına gitti hocasının, gerekirse yalvarmak için. Kâr etmedi; ibret-i alem olsun diye öyle bırakıldı o not…

İşte kıyamet ondan sonra koptu… Buınu çok yüzüne vurdular R.’nin. Uzaklaşmak için bir otelde fotoğrafçı olarak iş buldu ama tutunamadı. Ne denediyse elinde kaldı.

6 Eylül 2019 Cuma günü beni aradı, hal hatır sordu. Gene havadan, sudan, animeden, FRP’den geyik yaptık. “Son zamanlarda çok arayamadım, kusura bakma” dedi. Son sözleri ise “kendine çok iyi bak olur mu?” oldu. 13 Eylül günü son 15 dakika serbest bıraktım çocukları. O an aklıma tam R. ile konuşmalık bir muhabbet geldi. Okul çıkışı arayacaktım. Bir an aklımdan çıkmış… Akşam 8 gibi tekrar hatırladım, tam elimi telefona götürüyordum ki WhatsApp öttü. FRP grubumuzdan bir arkadaşın 2 cümlelik mesajı; “Beyler R. intihar etmiş. Başımız sağ olsun…” Kendi küçük, kişisel cehennemi olan o lisenin mezun olduğu sınıfında kendini asmıştı R. Kendi kurallarıyla yaşamadı belki ama, kendi kurallarıyla öldü.

O gün ikimizin de bayıldığı, tarihin ilk fantastik hikayesinin başkaharamanı olan Gılgamış’ın arkadaşı Enkidu’yu kaybedince hissettiklerini resmen anladım; Dünya’nın ona neden kafes gibi geldiğini, kendini neden yaralı bir aslan gibi hissettiğini… her şeyi. Ben de Enkidu’mu kaybetmiştim bir nevi ama benim onu geri almak için beyhude bir yolculuğa çıkacağım bir Ölüler Diyarım bile yoktu…

Kendisi gibi yaşamasına izin vermediler kardeşimin, arkadaşımın, dostumun. O da kendi gibi ölmeyi seçti. Bazı intiharlar vardır ya, aslında cinayettir hani; R.’nin ölümü de bunlardandı. Ailesi, eski ev arkadaşı, eski kız arkadaşı ve koca bir yörenin kültürü R.’yi 25 yıl boyunca ruhundan parçalar kopara kopara öldürdüler…

Bunları neden mi anlatıyorum size? Unutmayın diye, fark edin diye. R.’nin hikayesi, hayalleri Anadolu’nun ufak ve dışa kapalı kasabalarına, ilçelerine, şehirlerine sığamayan her çocuğun hikayesidir. Kim bilir intiharın eşiğinde kaç tane R. var Anadolu’da. Onları fark edin, onlara sahip çıkın. Onlara yalnız olmadıklarını anlatın, elbet bir gün kurtulabileceklerini, çabalamaktan vazgeçmemeleri gerektiğini anlatın. 13 Eylül’ü unutmayın, R.’yi unutmayın.


Huzur içinde yat kardeşim…

R için Güncel Listesi…

Colette wa Shinu Koto ni Shita Bölüm 24

Pinocchio Bölüm 20

Pinocchio Bölüm 20 Ekstra

Skip Beat Bölüm 276

Skip Beat Bölüm 277

Kimi wa Petto Bölüm 75

Tanaka-kun wa Itsumo Kedaruge Bölüm 80

Tanaka-kun wa Itsumo Kedaruge Bölüm 81

10 thoughts on “R’nin Günceli…

  1. Malesef ki günümüzde müslümanım diye geçinenler çoğunlukta. Peki yaşayan var mı? Çok az. Oysaki sevgiyi merhameti öğütleyen, iyilikle güzellikle davran, Dinde zorlama yoktur (Bakara 256), annen baban başka dinden ise onlara güzellikle sahip çık ibadetlerinde yardımcı ol diyen bir kitabımız var. Örnek aldığımız Peygamberimiz vardı. Kendisine zulmedene bile nazik davranan, azap görmelerini istemeyip onlar için dua eden. Allah bile irademize karışmazken bu ne hadsizliktir.Tebliğ yapmak istiyorsan yaparsın. Açıklarsın, konuşursun olmadı anlatmak için farklı yollar kullanırsın. Ama bizde dinimizde zorlama olamaz. İnandığımız dine saygısızlık olur.

    Hem Allah bizi severek yaratmış. Yeryüzünde en sevdiği mahluku biziz. Bize başka hiçbir mahlukta olmayan ruhundan üfürmüş. Şah damarınızdan daha yakınım demiş. Kalıba değil kalbe bakmış ve beklemiş bu kulum ne zaman beni isteyecek diye. Oyun ve oyalanma yeri olan dünyayı ne zaman bırakıp Rabbimize döneceğiz.

    Bİzden öncelikle ibadet etmemizi istememiş ki. Peki ne istemiş?
    Hepimiz biliyoruz ki Kur’ân-ı Kerim hay olanlara yani hayatta olanlara indirilmiş bir kitaptır. Sadece ölülere okunmak için değildir. Âyetlerde Allahû Tealâ bize Rûm 31 de “Munîbîne ileyhi: O’na (Allah’a) yönelin.”; Zumer 17 de “enâbû ilâllâhi: Allah’a yönel” ; Zâriyât 50: “Fe firrû ilâllâh: Allah’a firar edin (kaçın ve sığının)” ve Fecr 28 de “İrciî ilâ rabbiki: Rabbine dön.” buyurmaktadır. Bu emirlerin hepsi henüz ölmemiş olan bizleredir. Peygamberimiz (S.A.V) “Ölmeden önce ölünüz ki Allah 700 kat versin.” demiştir. Demek ki Allah’a dönmesi gereken O’na ulaşması gereken bir şeyler var insanda ve bunu hayatta iken mutlaka yapmalı.

    Yaratılışımıza bakacak olursak “hamein mesnûn olan salsalinden” yaratılmış bir fizik bedenimiz var. Rabbimizin sevva ettiği bir nefsimiz ve üzerimize üfürdüğü bir ruhumuz var. (Hicr 26, Şems 7, Secde 9) Yani 3 vücudun sahibiyiz. Herkes ölünce ruhun Allah’a ulaşacağını bilir. Ama bize hayat verenin ruh olduğu düşünülmemelidir. Hayatı veren Allah’tır. Ruh bizden çıkarsa ölmeyiz. Bakara 156’da “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” ve Hacc 78’de “Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun).” diyor A:T: Demek ki hayatta iken bizden Allah’a mutlaka dönen bir vücudumuz var. O da Allah’tan gelen ve O’na dönecek olan ruhumuz.

    Ruhumuzun Allah’a dönebilmesi için kalbimizden Allah’a ulaşmayı dilememiz gereklidir. Gerisi zaten Şûrâ 13’e göre Allah’ın garantisindedir. Şûrâ 13: “Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”

    Sen yeter ki Allah’a yönel, onu iste gerisi zaten Allah’ın garantisinde ne diyor Bakara 186’da “Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar). ”

    Öyleyse Allah’ın daveti nereye? Rad 14″Hakkın daveti O’nadır (Kendisinedir, Allah’adır). ” Bizden istediği bir tek dilek. Kendisine çağırıyor Allah. Bana dön, beni dile. Emanetim var sende ismide ruh , onu bana hayatta iken ulaştırmayı dile. Dostum olmayı, evliya olmayı,faziletli olmayı, kamil insan olmayı iste, vereyim diyor.
    Takva sahibi olun! Bana güvenin ve sizi takva sahipleri için hazırladığım cennetime koşun! diyor. Ne duruyoruz öyleyse.
    Ali imran 133 “genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun! “

    • Ama bunları Emevi dininin tek bir hükmü bozup geçiyor; mürtedi öldürmek vaciptir. R.’nin ailesi de oğullarının mürted olduğu gerçeğinden bu yüzden çekindiler. Sonra soruyorlar bana, niye Ehl-i Sünnet ekolünü terk edip Caferi oldun diye… Neyse, konumuz bu değil. Klavyene sağlık, çok güzel anlatmışsın bu arada…

  2. Başın sağolsun okurken içim yandı. Ne denir nasıl seni teselli eder cümleler inan bilmiyorum. Yansın kül olsun artık bu dünya dedim. Gencecik bir çocuğu böyle ölüme itmişse ne anlamı varki dünyanın.

    • Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor… R.’nin mirası için yaşamalı hiç olmadı; onun gibi olanları fark etmek ve korumak için.

      • Ne demek gerek bilemiyorum.
        Başınız sağolsun demekten başka bir şey gelmiyor elimden.
        Üzgünüm..

  3. Öyle dağılmışım ki nereye yazdığımı fark etmedim. Yaş ilerleyip çoluk çocuğa karışınca çok başka pencerelerden bakılıyor. Empati kurdum annesi arkadaşı oldum bir an. Kendi kızlarımız düşündüm. Çok üzücü gerçekten, o kadar çok yazdım yazdım sildim ki..
    Yazacak çok şey var ama aslında yok gibi..
    Hiç gibi..
    Tekrardan başınız sağolsun..

  4. Ama bu yazdıklarınızın iyi bir yanı da var, sizin sayenizde bende farkındalık oluştu. Bir arkadaşımı elimden geldiğince desteklemeye karar verdim. İnsanın istediği gibi yaşamaaı gerektiğine inananlardanım zaten ama onun canının yanabileceğinden korkmuştum. İnsan istediği gibi de ölmeli ama bu biraz da cinayet gibi. Yaptıkları çoğu insanın yapamayacağı şeylermiş arkadaşınızın, kendisi pek çok fark yaratmış. En azından arkadaşları yanında olmuş, eğer sizi aradıysa inanın ki sizi gerçekten sevmiş. Bazen arkaşlar aile olabiliyor, o da belki size ailem demiştir. Sadece teşekkür etmek istemiştim, daha gencim çok hatam olacak ama en azından çevreme duyarlıyım. Ben de baskıcı bir ailede büyüdüm, insan bazen sorgulayabiliyor, bazen ölmek isteyebiliyor. İnanın bazen ölüm kurtuluş gibi geliyor ve bazı durumlarda kurtuluş da. Sırf intihar diye düşünülmemeli bu durum. Kanser gibi düşünün, iyileşemeyeceği kesin zaten. Sadece acı çekerken, ölüp kanserden kurtulunca en azından artık acı çekmiyor diyorsunuz .

  5. Bir kez daha teşekkür ederim, arkadaşlarıma onları sevdiğimi söyleyeceğim. Her konuşmamızın sonunda. Çünkü böyle bir durumda aslında ne desek kuru laf.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website